Union Saint Gilloise formasıyla sahaya çıktığım gecelerde maç biter bitmez mikrofon görünce içimdeki futbolcu değil, sahayı koklayan eski mahalle çocuğu konuşur. Galatasaray maçından sonra yine aynı hissi yaşadım. Tek golü atan adam olarak adım öne çıktı ama benim için hikâyenin asıl ilginç tarafı başka yerde saklıydı.
Maçta gol öncesi Uğurcan Çakır’la yaşadığımız o pozisyon herkesin dilinde. Taraftarın gözü kalecideydi, kalecinin gözü topadaydı, benim gözüm ise sadece boş alanı görmeye çalışıyordu.
“Topu ağlara bırakmak kolaydı” dedim çünkü gerçekten öyleydi
Orada gelen pas öyle bir pas ki, mahallede çocukken “biri böyle pas atsın da koşayım” diye beklerdik. Asisti hazırlayan arkadaşın dokunuşu çok temizdi. Benim payıma düşen sadece doğru açıya dokunmaktı.
Ailem yine tribünde… Onları görünce ister istemez içim ısınır. Şakayla karışık, “her maça getiriyorum ama cüzdana biraz ağır geliyor” diye güldüm. Evde hâlâ bunun sohbeti dönüyor.
Önümüzdeki maçlara bakmamız lazım
Bizim takımda bir kural var:
Maç biter, sevinç biter, kafa direkt sonraki buluşmaya döner. Aynı şeyi ben de söyledim.
Plan basit:
- Ligde ritmi korumak
- Şampiyonlar Ligi’nde kalan üç maçı tek tek çözmek
- İlk 24 hedefini zorlamak
- Puan hesabı yapmadan ilerlemek
Birçok takım iki kulvarda yıpranır ama biz buna alışığız. Tempoyu severiz.
Uğurcan pozisyonu… Hakem konusunda düşüncem net
Pozisyonu görmüşsünüzdür. Adım kaydı, Uğurcan’ın ayağına hafifçe bastım. Galatasaray cephesi kart bekledi ama ben pozisyonu yaşayan kişi olarak daha net gördüm.
Soruyu soran gazeteci “İkinci sarı kartı hak ettin mi?” diye sordu.
Ben de açık konuştum:
“Hayır. Hakem doğru kararı verdi. Kaza olduğunu gördü. Kaleciden zaten özür diledim. Hakem sadece dikkatli olmamı söyledi.”
Futbolda bazen saniyelik hatalar olur. Bu da onlardan biriydi. Bilerek yapılmış bir şey değil. Türkiye’de kalecilerin baskı altında oynadığını bilirim; hele ki Galatasaray gibi büyük bir camianın maçındaysa.
Biraz da saha içi detayları anlatalım
Maçı izleyenler fark etmiştir, Galatasaray savunması zaman zaman çizgi hâlinde kaldı. Bizim takım bunu görünce hemen şu üç plan devreye girdi:
Maç içi küçük taktik notlar:
- Kanat koşturması: Galatasaray bekleri öne çıktıkça arkada alan açtı.
- İkinci top takibi: Orta sahada topları topladığımız anda tempoyu artırdık.
- Direk oyun tercihleri: Bazen pasla değil, uzun toplarla rakip düzenini bozduk.
Bu detaylar bana eski Süper Lig günlerini hatırlattı. Türkiye’de oynanan futbolun temposu yüksek olunca yabancı oyuncular bile uyum sağlamakta zorlanmaz.
Türkiye’de futbolun farklı bir ritmi var
Türk tribünü oyunu sever; oyuncunun koşusunu, mücadelesini, rakibe baskısını alkışlar. Casino oyuncularının bile maç günlerinde ekranı kapatıp maça dalması boşuna değil. Türkiye’de futbol sadece futbol değildir, günün nabzı orada atar.
Bu yüzden Promise David gibi oyuncuların buradaki atmosfer hakkında konuşması her zaman dikkat çeker.
Ek Bilgi Listesi – Promise David’in maç sonrası en çok konuşulan 3 sözü
- “Topu ağlara göndermek benim için kolaydı.”
- “Sadece bir sonraki maça odaklanmalıyız.”
- “Hakem doğru karar verdi, pozisyon kazaydı.”
Ekstra küçük bir anekdot
Promise David altyapı yıllarında topu kaptırdığı gün kendine ceza olarak 50 kez kısa sprint atarmış. Bu alışkanlığı hâlâ maçlara hazırlanırken sürdürdüğünü duydum. Bu nedenle patlayıcı koşuları hep diri duruyor.
