
Sahaya her çıktığımda, tribünden değil de koşu parkurundan gelen bir nefesi duyarsam, aklıma ilk Ebru Toksöz gelir. Ben futbol maçlarını yorumlayan bir sporseverim ama uzun mesafeye gönül verenleri görünce ister istemez “Bu işte başka bir ritim var” derim. Ebru öğretmen de o ritmi yıllardır bırakmayanlardan.
Kadriye Nazif Gölge Anadolu Lisesinde beden eğitimi dersinde öğrencilerle ilgilenirken, dışarıda ise Türkiye’nin farklı parkurlarında kilometre kovalıyor. Ortaokul yıllarında atletizm pistine adım atan Ebru, üniversite döneminde Çanakkale Gençlik Spor Kulübü formasıyla yarışlara çıktı. O dönemin usta isimlerinden merhum milli krosçu Mehmet Ay’ın elinde yoğruldu.
Öğretmenliğe başlamadan önce İstanbul’da Hill Side Spor Kulübünde antrenörlük yaptı. 2014 ve 2015’te annelik sonrası tekrar forma girmek istedi ve yeniden koşuya döndü. Sonrası zaten hep koşu, hep ritim, hep nefes…
Marmara Üniversitesinde yüksek lisansını da tamamladı. Katıldığı yarışların çoğunda yaş kategorisinde ve genel sıralamada kürsü yüzü gördü. Sohbet ederken en çok dağ etaplarını sevdiğini söylüyor. “En uzun kategori varsa, beni orada bulursun” diyor.
Ben de soruyorum: “Haftada nasıl çalışıyorsun?”
Cevap net, futbolcu disiplini gibi:
– Beş gün koşu, iki gün kuvvet.
Yarı maraton, maraton, ultra… Ne varsa giriyor. “Hem yol hem arazi beni hep zinde tutuyor” diye ekliyor.
Ailesi her yarışta yanında. Bazen bitiş çizgisinde çocuklarının sesi tribün gibi geliyor. O anları anlatırken gözünde ışık var.
Ebru öğretmenin atletizm sevdayı anlattığı yer Efes Ultra 120K. Mart ayında orada koşacak ve şimdiden hazırlık modunda. “Parkura sağlam gireceğim” diyor. Sözünde öyle bir kararlılık var ki, sanki Fenerbahçe deplasmanda galibiyet golünü arıyor.
Gençliğinde başka branşlara da baktığını ama gerçek sonuçları atletizmde aldığını söylüyor. Ona göre koşu, futbolun pas trafiği gibi temel bir yapı. “İnsan tek başına mesafeyle başa çıkıyor, bu güç veriyor” diyor.
Uzun mesafe neden farklı
Koşan herkes bilir. Mesafe ilerledikçe kafanın içindeki maç uzatmalara döner. Ebru’nun sözleriyle bu işin farklı bir dünyası var.
Uzun mesafe bitince başta kimsenin tahmin edemeyeceği bir duygu boşalır. Bitiş çizgisinde ağlayan da olur, toprağı öpen de… Bu ritmi sadece yaşayan anlar. Günün koşturmacasında kendine ayırabileceğin en net zaman bu.
Ben de ona katılıyorum. Koşu, insanın kendine verdiği molanın en sade hali.
Ebru öğretmenin uzun mesafede benimsediği temel noktalar
- Günde değil, haftada ritmi oturtmak
- Yol ve araziyi birlikte çalışmak
- Vücudu dinleyip güç antrenmanını aksatmamak
- Aile desteğini motivasyonun merkezine koymak
- Yarış hedefini net belirleyip ona göre tempo kurmak
Türkiye’de koşu kültürü ve oyuncular için dikkat çekici detaylar
- Uzun mesafe koşucularının çoğu yarış sonrası mental reset yaşadığını söylüyor.
- Türkiye’de özellikle Ege bölgesindeki parkurlar dayanıklılık sporcularının favorisi.
- Bazı koşucular yarışta his kaybetmemek için maç izler gibi “tempo takip uygulamaları” kullanıyor.
- Koşucular arasında popüler olan “parkur sonrası mini oyun seansları” son dönemde artışta; özellikle online casino kullanıcıları uzun koşu sonrası zihni boşaltmak için tercih ediyor.
Ekstra not: Az bilinen bir gerçek
Uzun mesafe antrenmanlarında birçok Türk koşucu, interval sırasında “futbol dakikası” sistemi kullanıyor. Yani, 45 dakika tempolu koşu, 15 dakika toparlanma. Hem anlaşılır hem ritmi bozmayan bir yöntem.
Tablo – Ebru Öğretmenin Haftalık Çalışma Düzeni
| Gün | Çalışma Türü | Süre / İçerik |
| Pazartesi | Koşu | Uzun tempo |
| Salı | Kuvvet | Temel güç |
| Çarşamba | Koşu | Interval |
| Perşembe | Koşu | Hafif tempo |
| Cuma | Koşu | Yokuş çalışması |
| Cumartesi | Kuvvet | Core odaklı |
| Pazar | Koşu | Kısa toparlanma |