
Kocaeli’de hafta içi idmana uğradığımda sahada sakin bir hava yoktu. Gençlerbirliği ile cuma günü oynanacak maçın ritmi daha çalışmada hissediliyordu. Yönetimden Durul’u da orada görünce kısa bir sohbet etme şansı buldum. Son dönemde toplanan puanların takımın iç enerjisini nasıl değiştirdiğini kendi ağzından duymak iyi oldu.
Takım ikinci çeyrekte 13 puanı cebine koyarak toplamda 15’e ulaştı. Buna rağmen altı mağlubiyet birikti; ama Durul’un söylediği gibi bütçesi geniş rakiplere karşı oyun içinde kopmayan bir takım var. “Biz kâğıt üstünde zayıf gözüksek bile sahada denk kalıyoruz” mesajı açık ve netti.
Durul’un altını çizdiği birkaç nokta özellikle dikkatimi çekti. Dediğine göre ligde performans tablosunun ilk üç sırasında sık sık Kocaelispor var. Bu cümleyi söylerken yüzündeki rahat duruş her şeyi anlatıyordu.
Son iki maçtan gelen dört puanı ise “temponun göstergesi” olarak yorumladı. Göztepe deplasmanını özellikle vurguladı; çünkü o maçta takımın çekinmeden oyuna girip çıkması, sezonun geri kalanına biraz ışık tuttu.
Durul’un öne çıkan tespitleri
- Takım artık rakipler açısından “kolay lokma” değil.
- Deplasmanlarda geri adım atmayan oyun karakteri gelişiyor.
- Teknik heyet ile futbolcular arasında güven hattı güçlendi.
- Taraftarın sabrı ve desteği maçın son anına kadar hissediliyor.
Konuyu hedeflere getirdiğimde ise sohbet başka bir ritme geçti. Durul bu sezon için net şekilde Avrupa hedefi koyduklarını söyledi. Bunun hayal değil, planlı bir yol olduğunu da belirtti. Ligin ilk yarısını ilk 8 içinde bitirme düşüncesi, yalnızca motivasyon değil, bir iç disiplin göstergesi. “Biz algı tatmin etmek için burada değiliz, şehri mutlu etmek için buradayız” cümlesi tribünlere verilmiş dolaysız bir mesajdı.
Mali tarafa geçtiğimizde ise biraz daha somut tablo ortaya çıktı.
Kulübün borcu var ama planlaması da var. Ulusal lisans konusunda “risk yok” demesi camiada bir süredir dolaşan söylentilere cevap niteliğindeydi. Kaynak yaratma ve yapılandırma çalışmalarının bitmek üzere olduğunu söylediğinde yüzündeki güven, kulislerde konuşulan birçok şeyi boşa düşürdü.
Maçın ritmine sen de katıl
Forvet Petkovic’in alacaklarının kapatıldığını, Vukovic’in ise transfer dönemine kadar ödeneceğini belirtmesi de transfer vizyonunun kapanmayacağı anlamına geliyor. “Tedbir kalkıyor, tahtanın kapanması diye bir şey yok” ifadesi, ocak ayı gelmeden birçok tartışmayı şimdiden susturacak gibi duruyor. Oyunculara yapılan güncel ödemeler de takım içindeki dengeleri ayakta tutmak için önemli adım.
Hakem meselesine geldiğimizde ise Durul’un bakışı ilginçti. Göztepe maçında verilmeyen penaltılara rağmen “şikayet yok” dedi. Durumu pozisyon hatası olarak yorumlaması, kulübün bu sezon gereksiz polemiklere bulaşmama stratejisini doğruluyor. “Türk futbolu daha iyi olacak” sözünü ise iddialı değil, sakin bir temenni olarak söyledi.
Tribün ve oyuncu bahis kültürüyle ilgili ek bir detay
Türkiye’de bazı tribün gruplarının maç içi analizlerinde online oyun beklentileri önemli bir yer tutuyor. Kocaeli tribünü de bu konuda kendi tarzını oluşturmuş durumda. Birçok taraftar artık:
- Skor beklentisini,
- İlk gol zamanını,
- Oyuncu performans verilerini,
- Kart ihtimallerini
maçtan önce küçük “değerlendirmelerle” konuşuyor. Kocaelispor’un son haftalardaki istikrarlı çıkışı bu sohbetlerin de yönünü değiştirmiş durumda. Taraftar artık “bu takım her an maçı koparabilir” hissini kendi çevresinde daha çok dillendiriyor.
Az bilinen bir bilgi
Kocaelispor’un 90’larda Yugoslav pazarıyla kurduğu bağlantı sayesinde birçok oyuncuyu Türkiye’ye diğer kulüplerden önce getirdiğini biliyor muydunuz? Bugün Petkovic ve Vukovic gibi Balkan kökenli isimlerle kurulan bağ aslında kulübün eski alışkanlıklarının modern bir devamı gibi.
- Deplasman direncini korumak
- Mali yapıyı sezon ortasında tamamen dengelemek
- Ocak ayında kadroya nokta iki takviye yapmak
- Taraftarla iletişimi sıcak tutmak
- Genç oyunculara süreyi doğru dağıtmak
Kocaelispor’un Avrupa hedefi yalnızca yönetimin masasında duran bir cümle değil. Sahada oynanan futbol ve şehirdeki nabız bunu destekliyor. Eğer takım sezonun kalan kısmında aynı ritmi sürdürürse, 2025 takviminde Avrupa fikri bir hayale değil, somut bir sürece dönüşebilir.